Haber

Böbrek hastalıkları ve tedavi yöntemleri ile ilgili merak edilenler


Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Emre Tutal, en basitinden bir ishal, bulantı, kusma, ateşli enfeksiyon durumları, yeterli sıvı alamama özellikle duyarlı kişilerde akut böbrek yetmezliğine yol açabildiğine dikkati çekerek duyarlı kişilerin başında yaşlılar, çocuklar ve eşlik eden diğer hastalığı olan bireyler geldiğini belirtti.

Tutal, şunları kaydetti:

“Akut böbrek yetmezliğine duyarlılığı artıran bu hastalıkların başında şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp yetmezliği, karaciğer yetmezliği, kanserler gelmektedir. Daha nadir rastlanan sebeplerden biri ise böbreklerin kişinin kendi bağışıklık sistemince hedef alındığı tıbben nefritik/nefrotik sendrom olarak adlandırılan hastalıklardır. Bu hastalıklar sıklıkla ani gelişen ödem, hipertansiyon ve üremik bulgularla doktora başvurur. Bazı formları ise uzun süre bulgu vermeden ilerleyebilir ve ancak son dönem böbrek yetmezliği tablosuna ulaşıldığında fark edilir.

Kesin tanı için tercih edilen yöntem böbrek biyopsisidir. Tedavide ise bağışıklık istemini baskılayan başta kortikosteroidler olmak üzere bir grup ilaç kullanılmaktadır. Kronik böbrek yetmezliği ise böbrek fonksiyonlarının kalıcı ve ilerleyici bir şekilde bozulmasıdır. Tüm akut böbrek yetmezlikleri uygun şekilde tedavi edilmediğinde ya da tedavi yanıtı alınmadığında kronik böbrek yetmezliğine ilerleyebilir. Bunun dışında böbrek yetmezliğinin toplumda en sık rastlanan sebebi şeker hastalığı ve hipertansiyondur. Bu nedenle bu hastalar düzenli olarak nefrolog takibine alınmalıdır.”

“Kronik böbrek yetmezliği genellikle sinsi ilerler ve son döneme gelene kadar hiçbir bulgu vermeyebilir. Bu döneme ulaştığında ise hastalarda bulantı, kusma, kilo kaybı, yaygın vücut ağrısı, cilt renginde değişiklikler, ödem, halsizlik, idrar miktarında azalma gibi yakınmalara sebep olur.” yorumunu yapan Tutal şöyle devam etti:

“Son dönem böbrek yetmezliği gelişen hastalar böbrek yerine koyma tedavisine ihtiyaç duyarlar. Bu tedaviler diyaliz (hemodiyaliz ya da periton/karın diyalizi) ve böbrek naklidir. Diyaliz tedavisi en yaygın tedavi olsa da yeterli bir tedavi yöntemi değildir. Hastalar haftada 3 kez diyaliz cihazına bağlanarak ya da karınlarına gün içinde 4-6 kez diyaliz sıvısı vererek bu tedavileri alırlar ve üremik toksinler böylece vücuttan uzaklaştırılmaya çalışılır. Böbrek nakli ise şu anda son dönem böbrek yetmezliğinin altın standart tedavisidir. Böbrek nakli canlı ya da beyin ölümü gelişmiş kadavradan yapılabilir. Kadavra nakil için bireyin sağlıklı olduğu dönemde organ nakli vericisi olduğunu beyan etmesi ya da hasta yakınlarının beyin ölümü gerçekleştiğinde organ vericisi olması için onay vermesi gerekmektedir. Bireyin daha önceden organlarını bağışlamış olsa dahi yakınları kabul etmezse organ vericisi olamamaktadır.”

Tutal, “Diyaliz hasta sayısının azaltılması için en ideal yöntem kadavradan nakil olsa da gerek sosyokültürel sebepler gerekse de toplumda bu bilincin tam yerleşmemiş olmasından dolayı kadavradan nakil sayılabileceğinden çok azdır. Bu nedenle ülkemizde daha çok canlı vericiden organ nakli yapılmaktadır. Bu durumda hastanın 4. dereceye kadar akrabaları organ vericisi olabilmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Bazı özel durumlarda ailede uygun verici olmaması gibi, hastanın arkadaşı vs akraba dışı böbrek vericilerinden de nakil yapıldığını belirten Tutal, “Ancak bu durumda hasta ve verici operasyon öncesi Sağlık Bakanlığı’na bağlı Etik Kurul tarafından incelenmekte ve arada çıkar ilişkisi olmadığından emin olunmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Emre Tutal, “Yine hastanın uygun vericisi olsa bile kan grubu ya da doku uyuşmazlığı, hastanın bağışıklık sisteminin nakil edilen böbreğe aşırı tepki verme ihtimalinin olduğu durumlarda benzer durumdaki bir çift ile çapraz nakil yapılabilmektedir. Böbrek nakli öncesi verici adayı tek böbreğini verdiği zaman hayatının bundan sonraki döneminde herhangi bir zarar görüp görmeyeceğine dair detaylı bir şekilde incelenmektedir.” yorumunu yaptı.

Böbrek hastalıkları toplumda sanıldığından çok daha sık olmasına rağmen sinsi ilerlediğinden ve son döneme kadar bulgu vermeyebileceğinden erken tanı koymanın zor olduğunu kaydeden Tutal, bu nedenle risk grubundaki insanların düzenli nefrolog takibi altına girmelerini belirtti.



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
mobil uygulama geliştirme firmaları fethiye escort çanakkale escort instagram takipçi hilesi organik takipçi satın al bayan takipçi satın al takipçi satın al instagram beğeni arttırma instagram takipçi satın al ege tülek takipçi satın al takipçi satın al Takipçi kasma hilesi izmir escort izmir escort mersin escort spor haberleri sekabet betnano giriş